Dosya: İÜPK Sinema Atölyesi

“İnsan her gün bir parça müzik dinlemeli, iyi bir şiir okumalı, güzel bir tablo görmeli ve mümkünse birkaç mantıklı cümle söylemelidir.”

Johann Wolfgang von Goethe

Biz ilk başta İstanbul Üniversitesi Psikoloji Kulübü çatısı altında bulunan İÜPK Kültür-Sanat Takımı olarak birkaç kişilik bir arkadaş grubuyduk. Bir arada bulunma sebebimiz aldığımız psikoloji eğitimini; takip ettiğimiz, hayranı olduğumuz diğer sanat dalları üzerinde kullanmak istememizdi. Bir filmi sadece izlemek, bir kitabı sadece okumak istemiyorduk mesela; keşfetmek istiyorduk. Derinliğine inebildiğimiz tüm eserler bize haz veriyordu.

“Bu ilgiyi nasıl kullanışlı ve keyifli hale getiririz?” diye düşünmeye başladık. Bu derece kapsamlı bilgi elde etmek ancak farklı alanlardan katılımcılarla mümkün olacaktı. Eksik kaldığımız noktalarda birbirimize destek olacak; fikirlerimizi, hislerimizi paylaşacaktık. Beklediğimiz özellik, alanda yetkinlik değil; ilgili, meraklı ve paylaşıma açık olmaktı. Nitekim yalnız değilmişiz ki kısa sürede kalabalık hale geldik. Toplantılar yaptık. “Neler yapalım?” üzerine konuştuk. Amaç üzerinde karar kıldıktan sonra alan ve zamanı ayarladık ve hemen ertesi gün ilk atölyeyi gerçekleştirdik.

28 Kasım günü kafamızda “Acaba başarılı olabilecek miyiz? Nasıl geçecek? İnsanlar sevecek mi?” gibi bir ton soru ile başladığımız ve her cuma akşamı KAGEM’den ayrılırken “En güzeli bu haftaydı!” dediğimiz, çok sevdiğimiz atölyenin, finallerimizin başlayacak olması sebebiyle, bu dönemki dördüncü ve son oturumunu 19 Aralık akşamı gerçekleştirdik.

Gelin neler yaptığımıza bir bakalım.

Her cuma akşamı için birlikte karar vererek seçtiğimiz filmlerin gönüllü bir moderatörü oldu, onlar çalışırken aynı zamanda biz de çalıştık ve herkes fikirlerini ortaya koyunca yarı sohbet, yarı ders kıvamında iki saat geçirdik.

İlk hafta Spike Jonze’un “Her” filmi üzerinde, Eray Meşeli moderatörlüğünde konuştuk. İlk oturumu yapacak olmanın verdiği tüm kaygılarımızı, korkularımızı oturum sonunda atlattık, geriye yalnızca tatlı bir heyecan ve gelecek haftaların sevgi-merak karışımı kaldı. Üstelik Eray’ın elimizde olmayan durumlardan ötürü hazırlanmak için yalnızca bir günü vardı ve bunun üstesinden en iyi şekilde geldi.

her

İkinci hafta Alfred Hitchcock’un “Marnie”sini konuştuk, bu hafta moderatörümüz Ersin Sel oldu. Sadece film üzerine konuşmakla kalmayıp bize sinemada belli başlı terimlerden, öykü üçgeninden; klasik sinema, minimalist sinema ve antisinema’nın özelliklerinden bahsetti. Hatta sonraki haftalarda bizi sözlü bile yaptı. Tam bir öğretmendi.

Processed with VSCOcam IMG_4348

Marnie’yi diğer hafta Hayao Miyazaki’nin “Sprited Away”i izledi. Hülya Ergün bize tüm tatlılığıyla bazı temel psikanalitik kavramları da anlatarak Carl Gustav Jung ve Joseph Campbell’ın yaklaşımlarından hareketle bir sunum ve film okuması yaptı. Farklı açılardan bakarak pek çok okuma yapması, içeriği zenginleştirdi. Hülya “Anlatacaklarım bu kadardı.” dedi ama hiçbirimiz gitmek istemiyorduk. “Hadi en sevdiğimiz kısımları açıp izleyelim.” dedik ve yaptık da. Sanırım bu küçük odadan ayrılmak istemeyişimiz böyle başladı.

IMG_9919 MVI_9922.MOV.Still003

IMG_9924

Son hafta; gösterime gireli çok olmasa da tüm sinema dünyasına damgasını vuran, eminiz ki herkesin muhakkak duyduğu, hakkında fikir sahibi olduğu Christopher Nolan’ın Interstellar’ı üzerine konuştuk. Henüz çok taze bir film olduğu için iddialı bir şeyler elbette ki yapamazdık, bu yüzden bir sunum bile hazırlamadan, yuvarlak masa toplantısındaymışçasına sohbet ettik, fikirlerimizi dile getirdik, yeri geldi zıt görüşlerimizi tartıştık ve hepimiz mutlu bir şekilde ayrıldık. Bu kadarla da sınırlı değildi tabii, Interstellar’ı tartıştığımızı duyup merak eden, ilgisini çekmiş pek çok kişi bize katıldı ki en kalabalık olduğumuz haftaydı. Üstelik sadece psikoloji ve sinemayla da kalmadık, genetik bölümünden Kübra Avcı, fizik bölümünden Burak Kay da kendi alanları ile filmin ortak noktalarını buluşturarak bize pek çok bilgi kattı. Bunun dışında felsefe, edebiyat, eczacılık gibi pek çok bölümden de misafirlerimiz vardı.

IMG-20141220-WA0004(1) IMG-20141219-WA0003 IMG-20141219-WA0002

Tüm bu dört hafta için vakitlerini ayırıp bize katılan herkese teşekkür ederiz. Bahar döneminde de devam edeceğimizi ve ilgilileri davet ettiğimizi belirtmek isteriz.

İÜPK Kültür-Sanat Ekibi

Reklamlar

İstanbul Psikoloji’ye Giriş II – Daha yakından bakış

Tercih döneminin ardından aramıza yeni katılacak taze psikolog adaylarına hitaben Ecem Tamer’in fragman tadındaki yazısından esinlenerek bir şeyler yazmak istedim. Birinci sınıf gözlemlerini aktardığı bu yazıda diğer birçok arkadaşım gibi kendimi gördüm ve şaşkınlıkla iki yılın çabucak geçip de artık 3.sınıf olduğumu düşündüm. Belki de şu yazdığıma yeni mezun arkadaşlarım isyan edip “Biz 4 yılın nasıl geçtiğini anlamadık sen neyin kafasındasın!” diyebilirler ki dediler de 🙂 Ben de kendi çapımda zamanın nasıl geçtiğine şaşırıyorum hoş görün işte 🙂 Hafızası çok da güçlü olmayan biri olarak kayıt gününü, okuldaki ilk günü, oryantasyon gününü, ilk ders gününü(ki bu oryantasyonun hemen ertesi günü sabah 08.00 sularındaki sınıfça kafamızı biraz duvara tosladığımız bir dersti) sanki çok yakında olmuş gibi hatırlamak garip geliyor.

Neyse gelelim İstanbul Üniversitesi’ne, İstanbul Psikoloji’ye… Şimdiye kadar gördüğüm, yaşadığım şeylerden küçük ipuçları vermek istiyorum:

– Öncelikle birçok kişi hayalini kurduğu büyük İstanbul Üniversitesi kapısından girip ders görmeyeceğini öğrendiğinde biraz bozulacak.

– Daha sonraki kriz(kızlar için) kız öğrenci nüfusunun oldukça fazla olduğu bir fakültede tahmin ediyorum çoğu kişi kızlar tuvaletini arayıp bulamayacak.

– Çoğu kişi okulun karmaşık koridorlarında kaybolup çok dolaşacak ama yine de bu eski ve gösterişli binaya hayran kalacak.

– Fakülte içindeki kedileri sevenler, sevmeyenler, korkanlar olacak. Hem sevip hem de “yettiniz be” diyenler olacak(özellikle kantindekilerden). Ayrıca zamanla kedileri tanıyıp selam bile vereceksiniz. Hatta “bu bizim koridorun kedisi bu katta ne işi var” diyebilirsiniz bile. Ara sıra eğitim aşkıyla derslere giren kedilere de değinmeden geçemeyeceğim.

– Gözünüz kapalı bulacağınız en önemli yer Amfi 3 olacak. Diğer amfilerin yerini uzun bir süre arayacaksınız.

– Birinci sınıf boyunca “çok boş zamanımız var, çok az dersimiz var” diye yakınanlar olacak. Ya da bunu değerlendirip uzun tatiller yapanlarınız.

– Sizin de onlarca “ilk hastanız” olacak. Psikoloji okuduğunuzu öğrenince yalan yanlış bütün psikoloji bilgisini size anlatmaya kalkan bir sürü insanla uğraşacaksınız.

– Sürekli adını duyduğunuz psikolojik filmler olacak.

– Piaget sizin babanız, Vygotsky canınız olacak(bir Sema Hoca deyişidir). Erikson her yerden çıkan gıcık olduğunuz ama kopamadığınız arkadaşınız olurken, Freud’un neyiniz olduğunu tanımlayamayacaksınız.

– Hergele meydanı en acil işlerinizden, boş vakitlerinize kadar genel buluşma noktanız olacak. Asıl adının Şeref Holü olduğunu çok sonra öğreneceksiniz(tabii bu yazıyı okumazsanız). Çünkü hocalar bile kendisine Hergele diye hitap ediyor.

– Ayrıca Hergele’de her türlü etkinlik, eylem, halay çeken öğrenciler vs. aklınıza ne gelirse şahit olacaksınız.

– Zaman zaman adeta okulun içinde yaşayan polisler sizden biri olacak.

– Yaz, kış orta bahçedeki boş olan havuzun etrafında oturup ders aralarını dolduracak ve bazı öğrencilerin orta bahçenin demirbaşı olduğunu düşüneceksiniz.

– Vize, final dönemi gerçekleşen not alışverişinde fotokopiciler için “ne para götürüyorlardır be” muhabbetleri bitmeyecek.

– Ayrıca sınav dönemi dolup taşan Merkez Kütüphanede sabahlamak en büyük hobiniz olurken, 2 hafta boyunca kütüphanede yaşayanlara da şahit olabilirsiniz.

– Okula yakından gelenlerinizle, uzaktan gelenleriniz arasında “ben iki saat yol geliyorum her gün, sen gelmeye üşeniyorsun” gibisinden tatlı tartışmalar yaşanacak.

– İstanbul’un göbeğinde, adım atsanız tarihi bir yer ya da bir turistle karşılaşacağınız, bazen istemediğiniz kadar kalabalık olan caddeler, sokaklar, tramvaylara rağmen İstanbul Üniversiteli olmanın keyfini yaşayacaksınız.

– İstanbul Psikoloji’nin sıcak insanlarıyla tanışıp bu kocaman aileye dahil olacaksınız. O seminer senin, bu etkinlik benim, hadi şu maça da gidelim, aa Psikoloji Günleri de varmış diyerek günleriniz geçecek.

Her şeye rağmen hayatınızdaki “iyi ki”lerden biri olacak İstanbul Üniversitesi.

Anlattıklarımın kulağa hoş geldiğini umarak, tüm gevezeliğime katlandığınız için teşekkür eder ve tekrar İstanbul Üniversitesi’ne hoş geldiniz derim 🙂

 

Elif Balıkçı

İÜ Psikoloji 3.sınıf

İstanbul Üniversitesi’nde Psikoloji’ye Giriş – İlk Bakış

Hazır okul yerleştirmeleri başlamışken ben de yeni birinci sınıfı bitirmiş biri olarak istanbul üniversitesi psikoloji ile tanıştığım, kaynaştığım o ilk yılı kısaca yeni gelenlere bir önizleme, bölümdekilere de bir hatırlatma olması amacıyla anlatayım dedim.

Geçen sene bu zamanlarda annemle beraber o okul tanıtımı senin bu okul tanıtımı benim geziyorduk. Tabi vakıf üniversitelerinde ilgi alaka çok olunca ben de bir şımarıklık başlamış devletlere dudak bükerek bakıyordum. Derken annem beni oflata puflata beyazıta getirdi. O dillere destan tarihi kapıdan geçip tanıtım masalarına yaklaştık. Tabi ben diğer tanıtımlardaki gibi etrafıma doluşup okul hakkında övüp duracaklar diye beklerken bir baktım ki insanlar soru soruyor ve tanıtımdakiler kısa kısa cevap verip laf kalabalığından kaçıyorlar. Üniversitenin genelinde ‘bizim adımız markamız, fazla söze gerek yok’ havası hakimdi. Hele bir de psikoloji okuyacaksam bu okulda okumam lazım deyip başladım istanbul üniversitesi macerama.

İlk başlayan herkesin sorunu, okulda dönüp dolaşıp koridorları karıştırmak… Hangi amfi neredeydi, kantin ne taraftaydı? İlk ayım binanın karışık mantığını anlamaya çalışarak geçti. Bir senenin sonunda ihtiyacım olan bütün amfilerin yerini öğrendim allahtan. Gerisi ilerki zamanın sorunu.

Bölüme kendimi daha yakın hissetmem psikoloji kulübü ile tanışmamla oldu. Her dönemden insanlarla ve onların tecrübeleriyle tanıştım, düzenledikleri etkinliklerle iü psikolojinin markalaşmış kalitesini daha iyi anladım. Sağolsunlar her biri biz yeni başlayan öğrencilerle çok ilgiliydiler merak ettiklerimizi cevapladılar, ödevlerde yardımcı oldular ve bizi kulübün birer parçası haline getirdiler. Bu kulüp sayesinde okul sadece derse geldiğimiz yer olmaktan çıktı ve eğlenebildiğimiz kendimizi geliştirebildiğimiz bir yer oldu.

Bu sene iü psikolojiye yeni başlayacak olanlara sesleniyorum. Koridorlarda dönüp dolaşıp amfi ararken, kantin neredeydi derken, yemekhanede yemek yerken bir anda duyuru yapıldığında, hergelede düzenlenen etkinlikleri görünce şaşırdığınızda, psikolojinin hiç düşündüğünüz kadar basit olmayıp bir çok dala ayrıldığını farkettiğinizde, psikoloji günlerinde okulunuzla gurur duyduğunuzda, sıralarınızı kedilerle paylasip koltuklarda saatlerce sınavlara çalıştığınızda anlayacaksınız ki siz de artık bu tarihi binanın darülfûnun-i osmani’nin yani istanbul üniversitesi’nin bir parçası olmuşsunuz. Hayırlı olsun ve hoşgeldiniz 🙂

 

Ecem Tamer

İÜ Psikoloji 2.sınıf

İÜ Psikoblog’dan Merhaba!!

İşte geldik buradayız!

Hep birlikte, bir arada gerçekleştirdiğimiz(ve daha da gerçekleştireceğimiz) pek çok etkinlikten sonra bir de blog mu kursak dedik. Uzun zamandır düşündüğümüz şeyi bu günlerde yaptık. Kutlu mutlu olsun! Bol eğlenceli, bilgili, okunası yazılarla dolsun 🙂

Psikoloji bilimine ilgi duyan, bu alanda yazmak/çizmek ve daha nice yaratımlarda bulunmak size keyif veriyorsa, hiç durmayın biz burada sizi bekliyoruz ve bunu birlikte paylaşmanın vereceği keyif için umutlanıyoruz.

Aynı zamanda etkinliklerimizden de haberdar olabileceğiniz ve etkinliklerin detaylı paylaşımlarına da ulaşabileceğiniz bu alanda, İstanbul Üniversitesi’nde bir psikoloji öğrencisi olmanın verdiği ayrıcalığı hissetmek isteyen herkes için yer var!

-İÜPK Ekibi