Dosya: İÜPK Sinema Atölyesi 2

Dönemin bitişinin üzerinden uzunca bir zaman geçti, biz de daha fazla zaman kaybetmeden iki dönemdir düzenli olarak devam ettiğimiz Sinema Atölyemizde bu dönem neler yapmışız hatırlatmak istedik.

Açılışı Hülya Ergün “Sinema ve Psikanaliz” konulu sunumu ile yaptı. Hem sinemanın hem de psikanalizin tarihçelerinden kısaca bahsedip ikisinin ortak paydada nasıl buluştuğunu anlattı.

sa1

Sonraki oturumda ise eğlenceli bir sunumla Başak Nuhoğlu bize eşlik etti. Bu kez de “Sinema ve Müzik” ilişkisini inceledik. Başak bize Hans Zimmer, Yann Tiersen gibi bestecileri tanıttı. Sonlara doğru film müzikleri ile ilgili bir yarışma da yaptı. Kazanan için bir ödülü bile vardı.

sa2.1sa2.3

Üçüncü oturumu ise Wes Anderson sineması üzerinden devam ettirmek istedik. Eray Meşeli bize “Hotel Chevalier” ve “The Darjeeling Limited” filmleri üzerinden yönetmenin tarzını anlattı. Filmlerinde kullandığı renkleri, simetri tutkusunu ve alt metinleri gösterdi.

sa3.1

Sonrasında da alanımızın içinden bir konu seçtik. Elif Baştan ve Melike Gökcen; otizm, asperger sendromu gibi yaygın gelişimsel bozuklukların sinemada nasıl işlendiğini “Simple Simon” filmi üzerinden anlattılar. “Simple Simon” dışında; “Adam”, “Mozart and The Whale”, “My Name is Khan” filmlerinden de kesitler göstererek sunumu zenginleştirdiler. Pek çok örnek ile yararlı bir atölye oldu.

Son oturumumuzda ise İstanbul Üniversitesi Rehberlik ve Danışmanlık Servisi’nde görev yapmakta olan Psikolog İskender Özatlı davetimizi geri çevirmeyerek, kendisinin de terapilerinde başvurduğu bir yöntem olarak sinematerapiyi anlattı. “Lars and The Real Girl” ve “Sevmek Zamanı” filmleri üzerinden dokunmak ve gerçeklik kavramları ile saplantılı aşk, terk edilme ve reddedilme duygularını tartıştık. Dönemi bu şekilde kapattık.

sa5

Bu beş atölyeye zamanını ayırıp katılan, daha çok zamanını ayırıp sunum yapan herkese çok teşekkür ederiz. En önemli teşekkürümüz ise mezun oldukları için görevlerini ve atölye mirasını bize bırakan Elif Baştan ve Hülya Ergün’e. Siz olmasanız yapamazdık, iyi ki vardınız! Sizi çok seviyoruz ve meslek yaşantınızda da böyle güzellikler diliyoruz. Gelecek dönem görüşmek üzere, beklemede kalın.

İÜPK Kültür-Sanat Takımı
Seray Kıvanç & Melike Gökcen

Reklamlar

Dosya: İÜPK Sinema Atölyesi

“İnsan her gün bir parça müzik dinlemeli, iyi bir şiir okumalı, güzel bir tablo görmeli ve mümkünse birkaç mantıklı cümle söylemelidir.”

Johann Wolfgang von Goethe

Biz ilk başta İstanbul Üniversitesi Psikoloji Kulübü çatısı altında bulunan İÜPK Kültür-Sanat Takımı olarak birkaç kişilik bir arkadaş grubuyduk. Bir arada bulunma sebebimiz aldığımız psikoloji eğitimini; takip ettiğimiz, hayranı olduğumuz diğer sanat dalları üzerinde kullanmak istememizdi. Bir filmi sadece izlemek, bir kitabı sadece okumak istemiyorduk mesela; keşfetmek istiyorduk. Derinliğine inebildiğimiz tüm eserler bize haz veriyordu.

“Bu ilgiyi nasıl kullanışlı ve keyifli hale getiririz?” diye düşünmeye başladık. Bu derece kapsamlı bilgi elde etmek ancak farklı alanlardan katılımcılarla mümkün olacaktı. Eksik kaldığımız noktalarda birbirimize destek olacak; fikirlerimizi, hislerimizi paylaşacaktık. Beklediğimiz özellik, alanda yetkinlik değil; ilgili, meraklı ve paylaşıma açık olmaktı. Nitekim yalnız değilmişiz ki kısa sürede kalabalık hale geldik. Toplantılar yaptık. “Neler yapalım?” üzerine konuştuk. Amaç üzerinde karar kıldıktan sonra alan ve zamanı ayarladık ve hemen ertesi gün ilk atölyeyi gerçekleştirdik.

28 Kasım günü kafamızda “Acaba başarılı olabilecek miyiz? Nasıl geçecek? İnsanlar sevecek mi?” gibi bir ton soru ile başladığımız ve her cuma akşamı KAGEM’den ayrılırken “En güzeli bu haftaydı!” dediğimiz, çok sevdiğimiz atölyenin, finallerimizin başlayacak olması sebebiyle, bu dönemki dördüncü ve son oturumunu 19 Aralık akşamı gerçekleştirdik.

Gelin neler yaptığımıza bir bakalım.

Her cuma akşamı için birlikte karar vererek seçtiğimiz filmlerin gönüllü bir moderatörü oldu, onlar çalışırken aynı zamanda biz de çalıştık ve herkes fikirlerini ortaya koyunca yarı sohbet, yarı ders kıvamında iki saat geçirdik.

İlk hafta Spike Jonze’un “Her” filmi üzerinde, Eray Meşeli moderatörlüğünde konuştuk. İlk oturumu yapacak olmanın verdiği tüm kaygılarımızı, korkularımızı oturum sonunda atlattık, geriye yalnızca tatlı bir heyecan ve gelecek haftaların sevgi-merak karışımı kaldı. Üstelik Eray’ın elimizde olmayan durumlardan ötürü hazırlanmak için yalnızca bir günü vardı ve bunun üstesinden en iyi şekilde geldi.

her

İkinci hafta Alfred Hitchcock’un “Marnie”sini konuştuk, bu hafta moderatörümüz Ersin Sel oldu. Sadece film üzerine konuşmakla kalmayıp bize sinemada belli başlı terimlerden, öykü üçgeninden; klasik sinema, minimalist sinema ve antisinema’nın özelliklerinden bahsetti. Hatta sonraki haftalarda bizi sözlü bile yaptı. Tam bir öğretmendi.

Processed with VSCOcam IMG_4348

Marnie’yi diğer hafta Hayao Miyazaki’nin “Sprited Away”i izledi. Hülya Ergün bize tüm tatlılığıyla bazı temel psikanalitik kavramları da anlatarak Carl Gustav Jung ve Joseph Campbell’ın yaklaşımlarından hareketle bir sunum ve film okuması yaptı. Farklı açılardan bakarak pek çok okuma yapması, içeriği zenginleştirdi. Hülya “Anlatacaklarım bu kadardı.” dedi ama hiçbirimiz gitmek istemiyorduk. “Hadi en sevdiğimiz kısımları açıp izleyelim.” dedik ve yaptık da. Sanırım bu küçük odadan ayrılmak istemeyişimiz böyle başladı.

IMG_9919 MVI_9922.MOV.Still003

IMG_9924

Son hafta; gösterime gireli çok olmasa da tüm sinema dünyasına damgasını vuran, eminiz ki herkesin muhakkak duyduğu, hakkında fikir sahibi olduğu Christopher Nolan’ın Interstellar’ı üzerine konuştuk. Henüz çok taze bir film olduğu için iddialı bir şeyler elbette ki yapamazdık, bu yüzden bir sunum bile hazırlamadan, yuvarlak masa toplantısındaymışçasına sohbet ettik, fikirlerimizi dile getirdik, yeri geldi zıt görüşlerimizi tartıştık ve hepimiz mutlu bir şekilde ayrıldık. Bu kadarla da sınırlı değildi tabii, Interstellar’ı tartıştığımızı duyup merak eden, ilgisini çekmiş pek çok kişi bize katıldı ki en kalabalık olduğumuz haftaydı. Üstelik sadece psikoloji ve sinemayla da kalmadık, genetik bölümünden Kübra Avcı, fizik bölümünden Burak Kay da kendi alanları ile filmin ortak noktalarını buluşturarak bize pek çok bilgi kattı. Bunun dışında felsefe, edebiyat, eczacılık gibi pek çok bölümden de misafirlerimiz vardı.

IMG-20141220-WA0004(1) IMG-20141219-WA0003 IMG-20141219-WA0002

Tüm bu dört hafta için vakitlerini ayırıp bize katılan herkese teşekkür ederiz. Bahar döneminde de devam edeceğimizi ve ilgilileri davet ettiğimizi belirtmek isteriz.

İÜPK Kültür-Sanat Ekibi

İstanbul Psikoloji Yılın Enleri – 2014

2014 yılının sonuna gelmişken geride bıraktığımız koca bir yılın en’lerini Hamdullah Tunç arkadaşımız seçti 🙂 İşte yılın en’leri karşınızda;

  • yılın kulübü                İÜPK
  • yılın danışman hocası                  İlknur Hoca
  • yılın atarlısı                 Mahmure Özbakır
  • yılın batakçısı                 Kardelen Ertürk
  • yılın sporcusu                Elif Balıkçı
  • yılın kararsızı            Pelin Öztürk
  • yılın iddaacısı               İsmail Mutlu
  • yılın çok ders çalışanı              Muhammed Demirtaş
  • yılın başkanı           Ecem Uzun
  • yılın feministi                Sadrettin Onay
  • yılın post-modern mizahçıları                Elif Baştan – Melike Gökçen
  • yılın fenomen hocası              Tolga Hoca
  • yılın fakiri             Ben (Hamdullah Tunç) 😥
  • yılın zengini            Beril Nisa Can
  • yılın bilimcisi                 Fatih Akıncı
  • yılın ödipi             Ebru Karataş
  • yılın batı hayranı              Başak Hazal Kaçar
  • yılın derste en iyi not tutanı              Özge Çukur
  • yılın en çok caps göndereni               Hale Zeliha Kelleci
  • yılın trolü               Cihan Yıldırım
  • yılın fenerbahçe’lileri               Samet Arslan – Nurcan Turan
  • yılın galatasaray’lısı           Caner Karakaya
  • yılın beşiktaş’lısı          Ceyda Gezgen
  • yılın yalnızı          Nebil Bozyikit
  • yılın sürpriz aşığı          Mehmet Akif Çeçen
  • yılın en çok özleneni          Tugay Karaoğlu
  • yılın en çok favlayanı          Ayşe Duygu Enhoş
  • yılın polemiği          3ler ve mezunlar arasındaki psikanaliz kavgası
  • yılın en çok kullanılan iki kelimesi            BÖYLE YAPACAKSAN
  • yılın cool’u              bu sene de açık arayla ERTAN HOCA
  • yılın ağabeyleri              Kemal Abi – Ali Ekber Abi
  • yılın yurttan kurtulanları              Burcu İldeniz – Rabia Karaoğlu – Buse İnanç
  • yılın en iyi çıkış yapan hocası           Çağatay Hoca
  • yılın inzivacısı                    M. Burhan Gerger
  • yılın sabah 8 akşam 5’çisi                   Sinem Gazez
  • yılın genel kültürlüsü              Seray Kıvanç
  • yılın en çok tweet atanı                 S. Sabri Genç
  • yılın akademisyeni              Özlem Hoca
  • yılın sinemacısı               Hülya Ergün
  • yılın bir oturuşta en fazla yemek yiyeni                Ecem Tamer
  • yılın en eyeliner’i                  Güneş Yetgin
  • yılın derslerde en çok konuşanı            Canan Çetin
  • yılın en çok bölüm okuyup derslere pek gelmeyeni        Zeynep Yavuz
  • yılın çanı en çok yükselteni                Yağmur Telefoncu
  • yılın sosyal sorumluları              Duygu Korkmaz – Melike Kalkan
  • yılın seminer takımı               Gülfidan Erdoğan – Melike Amet – Öznur Ballı
  • yılın kyk’lısı                Duygu Milkar
  • yılın en iyi çıkış yapan 1.sınıf öğrencileri         Miray Kubilay – Abdürrahim Özkan – Elif Şahingiray – Fatih Köseoğlu – Ahmet Şeker – Simay Alptekin – Burak Sert – Bahadır Akçeşme

Film Önerisi: FESTEN

untitled

Bugün bir film önerisiyle karşınızdayız.

Orijinal adı Festen(1998) Türkçe adı Şölen olan filmimiz Danimarkalı yönetmen Thomas Vinterberg tarafından çekilmiştir. 51. Cannes Film Festivalinde jüri özel ödülünü almıştır. Film aynı zamanda dogma 95 kurallarıyla çekilen ilk film olma özelliği de taşımaktadır. Bu ‘dogma 95’ nedir diye merak edenler olabilir. O yüzden kısaca bir açıklama gereği duyuyorum.

1995 yılında Danimarkalı yönetmenler Lars von Trier, Thomas Vinterberg, Kristian Levring, ve Søren Kragh-Jacobsen tarafından ortaya çıkan bir film yapım akımıdır. Bu akımın adından belli olacağı gibi katı kuralları vardır. Örneğin film el kamerasıyla çekilir, özel ışıklandırmalar, fon müzikleri kullanılmaz. Film renkli olmalıdır ve optik numaralar, filtreler kullanmak yasaktır. Bunun gibi başka ilginç kuralları da vardır.

Filmimizin konusuna bakarsak 60. yaş gününü kutlayan bir baba vardır ve bu baba bütün ailesini de bu kutlamaya çağırır. Kutlama gayet normal bir şekilde başlarken ailenin erkek çocuğu Christian intihar eden ikiz kız kardeşini de ilgilendiren bir konuda öyle bir itirafta bulunur ki sadece filmdekiler değil biz de büyük bir şok yaşarız ve filmin geri kalanını (en azından ben) ağzımız açık izleriz. Christian küçük bir çocukken babasının ona ve ölen kardeşi Linda’ya cinsel tacizlerde bulunduğunu söyler. Asıl şok edici durumsa diğer aile fertlerinin Christian’a inanmaması onu dikkate almamasıdır. Kimse tepki vermez. Hatta bir anda biz bile acaba yalan mı söylüyor diye kendimizi sorgularken buluruz. Sonra işler baya karışır.

untitleda

Aslında bakacak olursak film kendi adıyla da çelişir bir yerde. Şölenle başlayıp sonunda bir utanca dönüşür. Bazılarınız Festen’i izlerken tiksinme, iğrenme gibi duygular yaşayabilirsiniz ki bu çok normal. Hele hele o anneye karşı hissedebileceğiniz iğrenç duyguların tarifi yoktur. Çocuklarının kocası tarafından tacize uğradığını bildiği halde susan bir annedir ve son ana kadar hep kocasının yanında yer alır. Otoriteye karşı bir türlü başkaldıramaz. Bu bakımdan film hayatın çok içindendir. Hayatta sürekli karşılaştığımız bu durumu çarpıcı bir şekilde gözümüze sokar.

images

Filmle ilgili eleştirilen bir konuda dogma 95 kurallarına göre çekilmesidir. Efektler ve müziklerle filmin belki de çok daha çarpıcı ve etkileyici olabileceği söylenmektedir. Fakat bana göre şu anki haliyle karakterleri birçok boyutuyla inceleme fırsatı buluyoruz ve sanki olayların içinde bir el kamerası dolanıyormuşçasına doğal bir olayı izleme fırsatını buluyoruz aynı zamanda.

Festen hakkında tartışılacak çok konu var aslında. Görüşleriniz ve yorumlarınızla bize katkıda bulunabilirsiniz.

 

Kardelen Ertürk

İÜ Psikoloji 3.sınıf

YURDUM İNSANININ PSİKOLOG ALGISI – BİR PSİKOLOJİ ÖĞRENCİSİNİN DRAMI

Hepimiz psikoloji öğrencisi olarak çevremizde çok farklı diyaloglara, bize karşı yapılan yorumlara şahit oluyoruz. Hem de çok fazla… Artık bazıları klişe sözlerken(benim aklımı okuyabiliyor musun?) bazen de çok yaratıcı yorumlarda bulunabiliyor insanlar. Biz de kendi anılarımızı derledik size sunuyoruz eğer sizin de böyle anılarınız varsa(ki eminim vardır) yorum olarak gönderebilir ya da bizlere mail atabilirsiniz.

Buyurun keyifli okumalar 🙂

 

 

-Benim favorilerim “psikoloji doktoru” ve psikolojist” sanırım. Bir de herkes bizi birine “şöyle yap böyle yap” diye yol gösteriyoruz sanıyor. “Yok biz öğüt vermeyiz onun kendi yolunu bulmasını sağlarız” deyince de “kusura bakmayın bir halt etmiyormuşsunuz”a getiriyorlar lafı 😦

 

-Pasaport başvurusuna gittiğimde kelli felli bir polis amca birden “Sence benim psikolojim nasıl?” demişti hiç unutmam haha 😀 “Çok iyi” diye yapıştırdım ben de

 

-İnsanın en yakınları bile konuyu kimi zaman yanlış anlayabiliyor. Babamın rahatsızlığı için birlikte doktora gittik. Babam kızıyla övünmek için belki de gözünde bizi doktorlarla eşit yere koyduğu için doktora ilerde meslektaşı olacağımı söyledi ve ben de doktorla 15 dk bilmediğim hastalıklar hakkında anlıyormuş gibi çaktırmadan konuşmak zorunda kaldım 😦

Burcu İldeniz

 

-Aile yakınımızla sohbet ediyordum ve işlediğim dersler hakkında bilgi edinmek istedi. Ben de aklıma gelenleri en yalın haliyle anlatmaya çalıştım ve bana “aa bizim ilkokulda gördüğümüz dersler” dedi. Bunları mı görüyorsunuz diye de alaycı bir tavır takındı. Ben de “sorma eğitim seviyesi gittikçe düşüyor ülkede” dedim konu kapandı.

 

-Klasik ilaçlarımı yazdırmak için aile hekimine gitmiştim. İzindeymiş doktorcuğum başka birinden sıra aldım. İçeri girer girmez “rapor vermem ama” dedi. “Rapora ihtiyacım yok üniversite okuyorum tatildeyim” dedim. Psikoloji okuduğumu öğrenince “hayatının hatasını yapmışsın” diye başlayarak uzunca bir nutuk çekti. “Kendin delireceksin delilerle uğraşmaktan” diye de ekledi. “Sakın kaybedeceğin bir yılı düşünme hayatın kararır bir daha dene” diye konuştu. Kısa bir tartışmanın ardından ilaçlar aklıma gelince usulca “haklısınız bu konuyu düşüneceğim” dedim ve neyse ki sağ salim uzaklaşabildim.

 

-Psikoloji mi? Öğretmen olabiliyorsun ama değil mi? İlaç yazabiliyor musun? Ee ne işe yarıyorsun o zaman? Ha sen şu konuşansın. Konuşarak sorunlar mı halledilirmiş. Ne oluyorsun şimdi sen? Psikiyatrist mi Psikiyatr mısın? …ve onlarca soruyla karşılaşmaktır psikoloji okuduğunu söylemek.

 

-Birkaç gün önce kuzenimin nişanlısı ile tanıştım. Konu nerden açıldı bilmiyorum ama söylediğini hatırlıyorum: “Ee ne zaman çocukluğuma iniyorsun?”

Nihan Özant

 

-Yıllardan beri tanıdığımız aile dostumuzun oğlu inanılmaz akıllı aynı zamanda bir o kadar da yaramaz ve söz dinlemiyor. Annesinin bana önerisi “ne zaman mezun oluyorsun? Doktoranda benim çocuğu incelersin başka böyle vaka bulamazsın. Hahahaha” –hıı oldu o zaman ben bir gidip inceleyeyim.

 

-Annemle geçti bu diyalog psikanalizi yeni öğrendiğimiz zamanlar. Anne dedim “ben psikanalist olacağım bilişsel davranışçı terapist olmayacağım”. “A a ben hiç öyle bir şey duymadım, kimse de o zaman gelmez sana” cevabını aldım. Tamam dedim psikanaliz bitmiştir benim için 😀

Ecem Uzun

 

-Annem bir keresinde “kızım İstanbul Üniversitesi’nde Tıp okuyor” demiş bulundu. Gece boyunca tıp okuyor numarası yapmak zorunda kalmıştım 🙂

Duygu Milkar

 

-“Ya şimdi bu yaşam koçluğu nasıl oluyor? Ben de sertifika aldım şimdi sen yapabiliyor musun?” diyen bir arkadaşımın ablası vardı. İngiliz dili ve edebiyatı bitirip öğretmenlik yapıyordu kendisi aslında 😀

Güneş Yetgin

 

-“Ya siz milyarlar götürüyorsunuz bu işten benden de para almazsın” diyen teyzeler, amcalar, akrabalar çok tabii..

Melike Kalkan

 

-Bir gün arkadaş ortamında konuşuyoruz. Benim yaşımda bir kız bölümümü sordu. Psikoloji dedim. “Ee sen şimdi anlıyor musun?” dedi. “Neyi?” dedim. “Bizi, hislerimizi” falan diye saçmaladı. Ben de sanki anlamam gerekiyormuş gibi mahcup oldum falan dedim “yok ben daha yeni başladım” Kız dedi “aa benim kadar biliyorsun yani” “Psikoloji mi okuyorsun diye sordum” Kız “radyo televizyon” dedi. O kızı hiç anlayamadım sonra.

Kardelen Ertürk

 

-Anı niteliğinde olur mu bilmem ama böyle bazen farklı konuşmalar yapıp farklı hareketler sergileyince annem “bu kız daha bir yıl okudu böyle oldu, mezun olana kadar olan aklını da yitirir” diyor hep 😀

Seray Kıvanç

 

-Çok sevgili bir arkadaşımın “Siz hipnoz öğreniyor musunuz?” sorusuna Hayır cevabını verdiğimde “Öğrenin lan ben hipnozla kız tavlayacağım bana öğreteceksin” demişti.

Samet Arslan

 

-Yorucu bir günün ardından eve dönüyorum ve metronun uzun merdivenlerinde yaşlı bir amca yol sordu. Tarif ettim konuşacak başka şey kalmadı yoluma döndüm ama tabii amca durur mu illa “okuyor musun kızım nerde?” diye sordu. Psikoloji okuduğumu söyledim ve şimdiye kadar duyulacak en korkunç yorumlardan birini duydum: “Hee o zaman sen insanın yüzüne bakıp kilosunu tahmin ediyorsundur.” dedi. Bir süre donup kaldıktan sonra “Yok amca alakası yok öyle şeylerle bizim mesleğin” dedim ve sanki itiraf ettirmeye çalışır gibi “Hadi hadiii yapıyorsunuzdur” demesin mi.. Bir anlığına böyle bir şey yapmam gerektiğini düşündüm. O yürüyen merdiven bitmedi, sonu gelmedi…

 

-Bir gün dedem “okul nasıl, geçtin mi sınıfı?” diye sorduğunda “Güzel dede geçtim hepsini. 3. Sınıf oldum” dedim gururla. Sonra dedem başladı klasik konuşmalar “Aferin kızım çalış bitir okulunu. Mezun ol yerini ben açacağım senin yerini. Doktor kızımız var deriz artık” diye övdü övdü sonra nasıl geldi oralara bilmiyorum ama “Okuyacaksın o kadar yıl da neticede olacağın deli doktoru yaaniii” “Dede niye öyle diyosun ama” diyince de “Tabii kızım öyle öyle” dedi. Önce beni tuttu göklere çıkardı sonra da ordan aşağı bıraktı bir anda sanki 🙂

Elif Balıkçı

 

-Komşumuz çocuğunu psikiyatra götürüyor, sırf çocuğu hiperaktif diye ve doktor bu çocuğa sakinleştirici ilaç veriyor. “Neden psikoloğa gitmediniz?” dediğimde de “Konuşmakla bir şey olmaz ki ilaçsız nasıl iyileşsin insanlar” dedi…

 

-Ve yine üniversite mezunu genç arkadaşımız psikoloji okuduğumu öğrenip ”Pdr yani di  mi” diyerek klişe soruyu yöneltti. Hayır psikolog olacağım deyince de “olsun o da güzel” dedi. Acıyan bakışlar eşliğinde…

Öznur Ballı

İÜ Psikoblog’dan Merhaba!!

İşte geldik buradayız!

Hep birlikte, bir arada gerçekleştirdiğimiz(ve daha da gerçekleştireceğimiz) pek çok etkinlikten sonra bir de blog mu kursak dedik. Uzun zamandır düşündüğümüz şeyi bu günlerde yaptık. Kutlu mutlu olsun! Bol eğlenceli, bilgili, okunası yazılarla dolsun 🙂

Psikoloji bilimine ilgi duyan, bu alanda yazmak/çizmek ve daha nice yaratımlarda bulunmak size keyif veriyorsa, hiç durmayın biz burada sizi bekliyoruz ve bunu birlikte paylaşmanın vereceği keyif için umutlanıyoruz.

Aynı zamanda etkinliklerimizden de haberdar olabileceğiniz ve etkinliklerin detaylı paylaşımlarına da ulaşabileceğiniz bu alanda, İstanbul Üniversitesi’nde bir psikoloji öğrencisi olmanın verdiği ayrıcalığı hissetmek isteyen herkes için yer var!

-İÜPK Ekibi