Dosya: İÜPK Sinema Atölyesi 2

Dönemin bitişinin üzerinden uzunca bir zaman geçti, biz de daha fazla zaman kaybetmeden iki dönemdir düzenli olarak devam ettiğimiz Sinema Atölyemizde bu dönem neler yapmışız hatırlatmak istedik.

Açılışı Hülya Ergün “Sinema ve Psikanaliz” konulu sunumu ile yaptı. Hem sinemanın hem de psikanalizin tarihçelerinden kısaca bahsedip ikisinin ortak paydada nasıl buluştuğunu anlattı.

sa1

Sonraki oturumda ise eğlenceli bir sunumla Başak Nuhoğlu bize eşlik etti. Bu kez de “Sinema ve Müzik” ilişkisini inceledik. Başak bize Hans Zimmer, Yann Tiersen gibi bestecileri tanıttı. Sonlara doğru film müzikleri ile ilgili bir yarışma da yaptı. Kazanan için bir ödülü bile vardı.

sa2.1sa2.3

Üçüncü oturumu ise Wes Anderson sineması üzerinden devam ettirmek istedik. Eray Meşeli bize “Hotel Chevalier” ve “The Darjeeling Limited” filmleri üzerinden yönetmenin tarzını anlattı. Filmlerinde kullandığı renkleri, simetri tutkusunu ve alt metinleri gösterdi.

sa3.1

Sonrasında da alanımızın içinden bir konu seçtik. Elif Baştan ve Melike Gökcen; otizm, asperger sendromu gibi yaygın gelişimsel bozuklukların sinemada nasıl işlendiğini “Simple Simon” filmi üzerinden anlattılar. “Simple Simon” dışında; “Adam”, “Mozart and The Whale”, “My Name is Khan” filmlerinden de kesitler göstererek sunumu zenginleştirdiler. Pek çok örnek ile yararlı bir atölye oldu.

Son oturumumuzda ise İstanbul Üniversitesi Rehberlik ve Danışmanlık Servisi’nde görev yapmakta olan Psikolog İskender Özatlı davetimizi geri çevirmeyerek, kendisinin de terapilerinde başvurduğu bir yöntem olarak sinematerapiyi anlattı. “Lars and The Real Girl” ve “Sevmek Zamanı” filmleri üzerinden dokunmak ve gerçeklik kavramları ile saplantılı aşk, terk edilme ve reddedilme duygularını tartıştık. Dönemi bu şekilde kapattık.

sa5

Bu beş atölyeye zamanını ayırıp katılan, daha çok zamanını ayırıp sunum yapan herkese çok teşekkür ederiz. En önemli teşekkürümüz ise mezun oldukları için görevlerini ve atölye mirasını bize bırakan Elif Baştan ve Hülya Ergün’e. Siz olmasanız yapamazdık, iyi ki vardınız! Sizi çok seviyoruz ve meslek yaşantınızda da böyle güzellikler diliyoruz. Gelecek dönem görüşmek üzere, beklemede kalın.

İÜPK Kültür-Sanat Takımı
Seray Kıvanç & Melike Gökcen

Reklamlar

Dosya: İÜPK Sinema Atölyesi

“İnsan her gün bir parça müzik dinlemeli, iyi bir şiir okumalı, güzel bir tablo görmeli ve mümkünse birkaç mantıklı cümle söylemelidir.”

Johann Wolfgang von Goethe

Biz ilk başta İstanbul Üniversitesi Psikoloji Kulübü çatısı altında bulunan İÜPK Kültür-Sanat Takımı olarak birkaç kişilik bir arkadaş grubuyduk. Bir arada bulunma sebebimiz aldığımız psikoloji eğitimini; takip ettiğimiz, hayranı olduğumuz diğer sanat dalları üzerinde kullanmak istememizdi. Bir filmi sadece izlemek, bir kitabı sadece okumak istemiyorduk mesela; keşfetmek istiyorduk. Derinliğine inebildiğimiz tüm eserler bize haz veriyordu.

“Bu ilgiyi nasıl kullanışlı ve keyifli hale getiririz?” diye düşünmeye başladık. Bu derece kapsamlı bilgi elde etmek ancak farklı alanlardan katılımcılarla mümkün olacaktı. Eksik kaldığımız noktalarda birbirimize destek olacak; fikirlerimizi, hislerimizi paylaşacaktık. Beklediğimiz özellik, alanda yetkinlik değil; ilgili, meraklı ve paylaşıma açık olmaktı. Nitekim yalnız değilmişiz ki kısa sürede kalabalık hale geldik. Toplantılar yaptık. “Neler yapalım?” üzerine konuştuk. Amaç üzerinde karar kıldıktan sonra alan ve zamanı ayarladık ve hemen ertesi gün ilk atölyeyi gerçekleştirdik.

28 Kasım günü kafamızda “Acaba başarılı olabilecek miyiz? Nasıl geçecek? İnsanlar sevecek mi?” gibi bir ton soru ile başladığımız ve her cuma akşamı KAGEM’den ayrılırken “En güzeli bu haftaydı!” dediğimiz, çok sevdiğimiz atölyenin, finallerimizin başlayacak olması sebebiyle, bu dönemki dördüncü ve son oturumunu 19 Aralık akşamı gerçekleştirdik.

Gelin neler yaptığımıza bir bakalım.

Her cuma akşamı için birlikte karar vererek seçtiğimiz filmlerin gönüllü bir moderatörü oldu, onlar çalışırken aynı zamanda biz de çalıştık ve herkes fikirlerini ortaya koyunca yarı sohbet, yarı ders kıvamında iki saat geçirdik.

İlk hafta Spike Jonze’un “Her” filmi üzerinde, Eray Meşeli moderatörlüğünde konuştuk. İlk oturumu yapacak olmanın verdiği tüm kaygılarımızı, korkularımızı oturum sonunda atlattık, geriye yalnızca tatlı bir heyecan ve gelecek haftaların sevgi-merak karışımı kaldı. Üstelik Eray’ın elimizde olmayan durumlardan ötürü hazırlanmak için yalnızca bir günü vardı ve bunun üstesinden en iyi şekilde geldi.

her

İkinci hafta Alfred Hitchcock’un “Marnie”sini konuştuk, bu hafta moderatörümüz Ersin Sel oldu. Sadece film üzerine konuşmakla kalmayıp bize sinemada belli başlı terimlerden, öykü üçgeninden; klasik sinema, minimalist sinema ve antisinema’nın özelliklerinden bahsetti. Hatta sonraki haftalarda bizi sözlü bile yaptı. Tam bir öğretmendi.

Processed with VSCOcam IMG_4348

Marnie’yi diğer hafta Hayao Miyazaki’nin “Sprited Away”i izledi. Hülya Ergün bize tüm tatlılığıyla bazı temel psikanalitik kavramları da anlatarak Carl Gustav Jung ve Joseph Campbell’ın yaklaşımlarından hareketle bir sunum ve film okuması yaptı. Farklı açılardan bakarak pek çok okuma yapması, içeriği zenginleştirdi. Hülya “Anlatacaklarım bu kadardı.” dedi ama hiçbirimiz gitmek istemiyorduk. “Hadi en sevdiğimiz kısımları açıp izleyelim.” dedik ve yaptık da. Sanırım bu küçük odadan ayrılmak istemeyişimiz böyle başladı.

IMG_9919 MVI_9922.MOV.Still003

IMG_9924

Son hafta; gösterime gireli çok olmasa da tüm sinema dünyasına damgasını vuran, eminiz ki herkesin muhakkak duyduğu, hakkında fikir sahibi olduğu Christopher Nolan’ın Interstellar’ı üzerine konuştuk. Henüz çok taze bir film olduğu için iddialı bir şeyler elbette ki yapamazdık, bu yüzden bir sunum bile hazırlamadan, yuvarlak masa toplantısındaymışçasına sohbet ettik, fikirlerimizi dile getirdik, yeri geldi zıt görüşlerimizi tartıştık ve hepimiz mutlu bir şekilde ayrıldık. Bu kadarla da sınırlı değildi tabii, Interstellar’ı tartıştığımızı duyup merak eden, ilgisini çekmiş pek çok kişi bize katıldı ki en kalabalık olduğumuz haftaydı. Üstelik sadece psikoloji ve sinemayla da kalmadık, genetik bölümünden Kübra Avcı, fizik bölümünden Burak Kay da kendi alanları ile filmin ortak noktalarını buluşturarak bize pek çok bilgi kattı. Bunun dışında felsefe, edebiyat, eczacılık gibi pek çok bölümden de misafirlerimiz vardı.

IMG-20141220-WA0004(1) IMG-20141219-WA0003 IMG-20141219-WA0002

Tüm bu dört hafta için vakitlerini ayırıp bize katılan herkese teşekkür ederiz. Bahar döneminde de devam edeceğimizi ve ilgilileri davet ettiğimizi belirtmek isteriz.

İÜPK Kültür-Sanat Ekibi

Liste: Asperger Sendromlu Karakterler

Asperger Sendromu (AS), sosyal etkileşimde zorluklar ve sınırlı, stereotipik ilgi ve etkinliklerle tanımlanan otistik spektrum bozukluklarından (OSB) biridir. AS diğer OSB’lerden dil ve bilişsel gelişimde genel bir gecikme olmamasıyla ayrılır. Her ne kadar standart tanı ölçütleri arasında belirtilmemişse de motor sakarlık ve atipik dil kullanımına sıklıkla rastlanır.*

“My Name is Khan” sürekli adını duyduğum/okuduğum ve kendimi izlemek zorunda hissettiğim bir filmdi. Uzun zamandır listemde olan bu filmi sonunda izleme fırsatı buldum. Filmin ana karakteri Rızvan Khan’ın Asperger Sendromlu olması aklıma bir fikir getirdi ve beni mini bir araştırma yapmaya yöneltti.

Asperger Sendromu’nun tanı konulabilmesi için net ölçütleri yoktur ve bu sendroma sahip olan bireyler birbirleriyle her zaman aynı semptomları göstermez. Bu yüzden, Asperger Sendromlu birkaç karakteri şöyle bir listede toparlayıp sinemada bu karakterlerin nasıl yorumlandığını, hangi noktalarda benzerliklere sahip olduklarını sunmak istedim. İşte Asperger Sendromlu bazı film karakterleri:

  1. Rızvan Khan – “My Name is Khan” (Karan Johar, 2010)

Rızvan, çocukluğunu erkek kardeşi ve annesiyle birlikte Hindistan’da geçirir. İleride Amerika’ya göç eder ve burada hem sendromu hem de müslüman azınlıktan birisi olması dolayısıyla bir takım zorluklar çeker. Bir süre kardeşinin şirketi için kozmetik ürünler pazarlar ve bu esnada sosyal becerilerinin biraz da olsa geliştiğini görürüz. Mecazi göndermelerle gerçek arasındaki farkı ayırt edemez. Rızvan, annesinin öğrettiklerine ve İslamiyete dayanan bazı değerlere sahiptir. Duygularını ve niyetlerini saklamaz. Görsel hafızası çok iyidir. Kendini yazarak ifade eder. Göz temasından kaçınır.

10719094_10204971778443504_661333804_n

2. Simon – “I Rymden Finns Inga Känslor/Aşkın Formülü Yoktur” (Andreas Öhman, 2010)

simple simon

Uzay, Simon’ın sık sık “kaçtığı” bir yer; çünkü “Uzayda yanlış anlamalar yoktur; kaos yoktur; çünkü uzayda hislere yer yoktur.” Fizik ve matematik gibi alanlara ilgi duyan Simon insan ilişkilerini de denklemlerle ifade etmeye çalışıyor. Hiç arkadaşı yok ama abisi ile aralarında güçlü bir bağ var. İnsanlarla iletişim kurmakta pek çekingen olmasa da diğer insanlar Simon’ın kafasını karıştırıyor. Yüz ifadelerini anlayabilmek için hazırladığı çizelgeye bakmak zorunda. Her gün ne yemek yiyeceğini ve dakikası dakikasına ne yapması gerektiğini gösteren bir programı var. Bu programının dışına çıkmaktan, değişimlerden hoşlanmıyor. Dokunulmaktan rahatsız oluyor.

  1. Max Jerry Holovitz – “Mary and Max” (Adam Elliot, 2009)

Max birkaç evcil hayvanıyla birlikte New York’ta yaşayan orta yaşı geçkin bir Asperger Sendromludur. İlgi alanları çok kısıtlı. Hiç arkadaşı yok. Rutini bozmaktan hoşlanmıyor, yeni bir şeyle karşılaştığında aşırı stres yükleniyor.

Mary’yle mektuplaşmaya başladığından beri kendi içinde çatışmaya yol açan bazı çelişkiler yaşıyor. Çünkü bir taraftan bu mektup arkadaşlığı onu memnun ederken, diğer taraftan Mary’nin yazdıkları her mektupta Max’in zihnindeki sükuneti bozup huzursuzluk yaratıyor. Max’in, insanların yüz ifadelerine anlam verebilmek için minik bir defteri var. Toplumun kaos ve düzensizlikten oluştuğunu düşünüyor ki bu onu korkutan bir durum. O kadar hassas duyulara sahip ki dışarı çıkarken kulak ve burun tıkacı kullanıyor. Aşk ve cinsellik ona çok karmaşık gelen iki kavram.

max

  1. Lisbeth Salander – “Män som hatar kvinnor” (Niels Arden Oplev, 2009), “The Girl with the Dragon Tattoo” (David Fincher, 2011) ve “Millenium” serisinin diğer filmleri.

Lisbeth Salander karakterinin işlenişinde sendromu değil, kişiliği ve eylemleri ön plana çıkartılmış. Yani filmin merkezinde Lisbeth’in Asperger Sendromlu olması yok.

Durumunu suistimal edilesi bir zaaf olmaktan çıkartmış güçlü bir karakter olan Lisbeth, sosyal iletişimde zorluklar çekmesine rağmen toplumda bir şekilde kendine yer edinebilmiş -belki ötekilerden biri olarak-, güvenlik şirketinde çalışan bir bilgisayar dahisidir. Sert ve soğuk görünüşe sahip olmasının da etkisiyle diğer insanlarla arasına bazı sınırlar çizmiştir. Bu sınırlara dayanarak, yabancı olduğu toplumdan kendini korumaya çalışıyor. Özgün bir adalet kavramına sahip. Fazla konuşmuyor. Fotografik hafızası var.

girl with a dragon tattoo

  1. Adam Raki – “Adam” (Max Mayer,2009)

Adam, babasının vefatından sonra tek başına yaşamaya başlar. Elektronik Mühendisidir ve uzay konusunda fazlasıyla bilgiye sahiptir ki bu, sendromun tanımında belirtilen stereotipik ilgi alanına işaret ediyor. İlgi duyduğu alanlar hakkında konuşurken karşısındaki insanın ilgilenmediğini veya sıkıldığını fark edemiyor. Dolaylı anlatımları ve şakaları anlamıyor. Empati kuramıyor. İlişki kurabiliyor ama kurduğu ilişkiyi tam anlamıyla kavrayıp anlam veremiyor. Fakat filmin sonlarında nispeten daha güçlü bir birey haline dönüşen Adam, toplumsal hayata uyum sağlama konusunda aşama kaydediyor.

adam

  1. Donald Morton – 7. Isabelle Sorenson – “Mozart and the Whale” (Petter Næss, 2005)

Donald’ın kendisi gibi çeşitli sendromları olan -dışlanmış-  insanları bir araya toplayıp oluşturduğu gruba Isabelle de dahil olur. Isabelle de Asperger Sendromludur ve Donald’la aralarında doğal bir çekim meydana gelir. Tabi ki tek kimlikleri sendromları değildir ve bazı konularda, ilişkilerinde sıkıntı yaratacak ayrılıklar yaşarlar. Donald bir matematik dahisidir, altı tane kuş besliyor, günlük hayatta karşılaştığı her sayıyla işlem yapıyor. İçten içe durumundan rahatsız ve “normal” bir insan olmak istiyor. Güçlü bir görsel hafızaya sahip. Değişikliklerden hoşlanmıyor.

Isabelle ise sanatçı ruhlu bir genç kadın, müzik ve resimle ilgileniyor. Kuş, tavşan ve iguana besliyor. Isabelle, Donald’ın aksine sendromlu oluşundan rahatsız değil ve daha özgüvenli bir karakter. Aklından geçen her şeyi birden, istemsizce,  sözcüklere döküveriyor. Mizah anlayışını AS’li bir bireye göre epey geliştirmiş. Özellikle işitme duyusu çok hassas.

mozart and the whale

* http://tr.wikipedia.org/wiki/Asperger_sendromu (20 Mayıs 2014 tarihinde güncellenmiş hâli)

Melike Gökcen, 2. Sınıf, İÜPK Kültür-Sanat Ekibi

FİLMEKİMİ PSİKOLOJİYE İYİ GELİYOR!

Biz “nerede, ne etkinlik varmış, katılmalı mıymışız, katılsak işimize yarar mıymış, sever miymişiz?” ekibi olarak ekim ayının gelmesini Filmekimi’nin başlaması olarak görüyoruz ve biletlerin satışa çıkacağı son ana kadar “hangisine gitsek?” derdine düşünüyoruz. Eğer bu etkinlikten tam şimdi bu yazıyı okurken haberdar olmuşsanız, daha detaylı bilgiye ulaşmanız için sizi şuradan festivalin sitesine yönlendirelim.

Festivalden haberdar oldunuz; ancak hangisine gitsem derdindesiniz, mümkünse naçizane yardımımız olsun. Psikoloji öğrencileri olarak özellikle gözümüze çarpan, aklımızı çelen filmler oldu -ya da algıda seçicilik mi diyelim- ve bunları sizinle de paylaşalım istedik.

Seçtiğimiz filmler, psikolojinin birçok alanıyla bağlantılı olduğu gibi özellikle insan yaşamının çok özel ve önemli bir dönemi olan ergenliği ele alıyor. Peki ergenlik nasıl bir dönem? Bu dönemi psikolojik bir yaklaşımla ele alacak olursak ergenliğe ikinci çocukluk dönemi diyebiliriz; çünkü çocukluktaki tüm çatışmalar ergenlikte tekrar ele alınır. Yeni bir beden tasarımı, yeni bir ruhsal işleyiş vardır. Beden püberte ile değişmeye başlar ve bu değişim çok hızlıdır. Bedensel değişime eşlik eden bir ruhsal değişim de söz konusudur. Ergen bu değişime yetişmeye çalışır. Bocalamaları, agresyonu, duygusal iniş çıkışları da bundan kaynaklanır.

Cinsellik, kimlik, ebeveynden ayrılık, arkadaşlık ve aşk ilişkileri bu dönemdeki en önemli meselelerdir. Beden cinsel özelliklerini kazandıkça cinsellik artık düşlemsel değildir, gerçek bir eylemdir. Ergen kendine “ben kimim?” sorularını yöneltip kimliğini sorguladıkça ebeveynin bakışından kendi bakışına yönelir. Bu süreçte mahremiyet ihtiyacıyla odasına kapanır ve ayna karşısında bolca vakit geçirir.

Sinemanın da hepimizin yaşadığı, yaşıyor olduğu bu döneme içimizdeki tanıdıklık hissiyle yeni bir pencereden bakabilme imkanı sunacağına inanıyoruz.

Önerdiğimiz filmler bağlantı linkleri ve fragmanları ile birlikte aşağıda:

  1. Boyhood

  1. Mommy

  1. Palo Alto

  1. White Bird in a Blizzard

  2. Whiplash

Film seçiminize katkımız olabilmişse, yüzümüzde tebessümle selam eder; karşılaşma umuduyla şimdiden iyi seyirler dileriz.

Elif Baştan & Hülya Ergün
İÜPK Kültür-Sanat Ekibi