Tutunamayanlar

“Önce kelime vardı” diye başlıyor Yohanna’ya göre İncil. Kelimeden önce de Yalnızlık vardı. Ve Kelimeden sonra da var olmaya devam etti Yalnızlık… Kelimenin bittiği yerden başladı. Kelimeler, Yalnızlığı unutturdu ve Yalnızlık, kelimeyle birlikte yaşadı insanın içinde. Kelimeler, Yalnızlığı anlattı ve Yalnızlığın içinde eriyip kayboldu. Yalnız Kelimeler acıyı dindirdi ve Kelimeler insanın aklına geldikçe, Yalnızlık büyüdü, dayanılmaz oldu.”

Binlerce yılda türetilen o kelimeleri bir araya getirmek için yaratılmış Oğuz Atay. Önce Oğuz Atay’ın hayatına bakalım biraz:

İTÜ İnşaat Mühendisliğini bitiriyor ve Yıldız Teknik Üniversitesi’nde öğretim görevlisi oluyor. Aydın sınıfının ortasında bir mühendis. 36 yaşına kadar yazmayı düşünmüş mü bilmediğimiz Oğuz Atay, 1970’de TRT’nin açtığı yarışmada “Tutunamayanlar” kitabıyla birincilik kazandı. 1977’de 43 yaşında öldü. Beyninde ur olduğunu öğrendi ve yazmaya başladı. Öleceğini bilerek yazılmıştır Oğuz Atay’ın bütün kitapları. Hepsinde bir ölüme gidiş onun aceleciliği ve karamsarlık biraz olsun insanlara umut vardır. “Canım İnsanlar” ve “Bat Dünya Bat” cümlelerini görürüz aynı satırlar içinde.

Bir mühendis düşünün beyninde bir ur olduğunu öğrensin ve yakında öleceğini. Sonra da kalan hayatını ölünceye kadar bütün gücüyle yazmakla geçirdiğini…Tutunamayanlar’da kalan kısa ömrün aceleciliğini görmek mümkün. Şimdiye kadar benimsenmiş bütün edebiyat tarzlarından bir şeyler serpiştirilmiş. Hepsinde de bir ustalık… Kitabı okurken bir anda karşınıza 600 satırlık şarkı ya da bir anda karşınıza 60 sayfalık imlasız bir nesir bölümü çıkıyor. Birincil şahısla anlatılırken bir anda gözlemcinin gözüne geçiş yapıyorsunuz. Kelimelerin seçimi kullanışı zevk veriyor gülümsetiyor okurken. Ana karakterin kendisiyle Olric’le ve Selim Işık’la yani aslında tamamen kendisiyle konuşması onların olma ve olmama durumların karışıklığı…

Kitap Turgut Özben’in kaybolmasıyla ilgili bir başlangıç yapıyor bize. Turgut Özben Oğuz Atay’a bir mektup yollamış benim hayat hikayem bu demiş. Oğuz Atay’da bunu bastırmış. Turgut Özben’in kitabı oluyor roman. Postmodern roman anlayışı işte ara ara anlamıyoruz nerelerde ne oluyor ama biraz biraz tekrar okuyunca düzeliyor her şey. Ana karakterimiz Turgut Özben. Turgut Özben’in kaybolmasıyla başlıyor demiştik. Turgut Özben’nin macerası da üniversiteden arkadaşı Selim Işık’ın garip bir şekilde bir anda intihar etmesi ve Turgut Özben’in de Selim Işık’ı araması.

Roman karakterlerimizin ikisi de mühendis. Bir de Olric var tabi onu unutmamalı. Olric Turgut Özben’in hayali karakterleri. Olric o kadar ünlü oldu ki kitabı okumamışsanız bile bir şeyler biliyorsunuzdur elbet. Kitabın daha başlangıcında: “O zamanlar daha Olric yoktu, daha o zamanlar Turgut’un kafası bu kadar karışık değildi.”  Olric giriyor romana. Birkaç örnek verlim hemen:

 Olric, insan nedir biliyor musun? Ağaçları kesip kağıt yapan, sonra o kağıda, ağaçları koruyun, yazandır.”

Yağmur yağıyor Olric; ıslanıyor etraf. Ağlasak kimse anlamaz değil mi? Anlamaz efendimiz. Tut ki güneş açtı. Papatyalardan taç yapar mı saçlarımıza? Bilinmez efendimiz. Yıldız kaydığında diler mi bizimle olmayı? Sanmam efendimiz. Ben de sanmam. Gidelim Olric. Gidelim efendimiz.”

İşte böyle cümlelerle insanın kalbini alıyor kitap. Anlatılacak çok fazla şey söylenecek hiçbir şey yok gibi. Bir iz bırakıyor kesinlikle. Karmakarışık bir figür kalıyor beyninde. Efsanevi cümleler.Üzerinde konuşulurken heyecanlandıracak şeyler. Ben daha fazla içeriğini anlatmadan mutlaka okuyun demek istiyorum. Kalınlığı ürkütmesin sizi. Okumadan ölünmeyecekler listesinde ilk sırayı alır mutlaka. Hatta yaşarken okunmadan yaşamaya devam edilmeyecekler listesinde de en üstlerdedir kesin.

Bir de son olarak şundan bahsetmek istiyorum. Ben okurken Turgut Özben’in de Selim Işığın’da Olric’in de aslında Oğuz Atay olduğunu düşündüm hep. Kendini yazmış kendini parçalamış ve her parçasına ayrı görevler vererek kendini aratmış,kendini öldürmüş kitabında bence. Öleceğini bilerek yazdığını düşündüğümüzde kendi ölümünü irdelemiş diyebiliriz belki.Zaten Oğuz Atay’ın hayatı hakkındaki anekdotlara bakınca da bu düşünce doğrulanıyor gibi.Hatta Oğuz Atay’ın öldükten sonraki günlüğünde beni daha yaşarken unuttular gibi bir cümlesi var. Turgut Özben’in ölmüş Selim Işık’ı arayıp onu bir şekilde kafasında yaşatması bir farklı anlam kazanıyor.

Burak Sert / Psikoloji 1. sınıf

 

 

 

Reklamlar